Ayvansaray’da Akar çeşmenin önünden Mahkeme Külhanı Sokağı’na dalarak yürümeye başlıyorum. Daracık sokakta bir hamam tabelası yolumu kesiyor. Haydaa... Hançerli Hamamı... Bu yer, aklımda ünlü “Hançerli hikâye-i garîbesi”ni canlandırıyor. IV. Murad döneminde geçen bu halk hikâyesinin bu hamamla bir bağlantısı var mı acaba?

Kapısının üzerinde ince talik yazısıyla yazılmış hoş bir kitabe var: “Taharetle erer Hakk’a erenler, Şifa bulur bu hamama girenler” (Sene 1262/1846). İçeri girmek için can atıyorum. İçeride beni nur yüzlü, hoş sohbet bir Tokatlı karşılıyor; ancak hamamda müşteri yok gibi. Ramazan ayı olmasa burada oturup çay içip sohbet etmeyi çok isterdim. Zaman uygun değil... İçeriyi dolaşıyorum. Ayvansaray’ın pası ve yıkıntısı arasında bu hamam adeta bir cennet gibi. Ahşap camekânı ve içindeki aynalı çeşmesiyle oldukça etkileyici.

Ama hayatımızın içinden giden hamamlar gibi, birçok değerimiz de yavaş yavaş kayboluyor. Ayvansaray, Roman vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı bir yer. Lonca adıyla bilinen bu semt, İstanbul’un en eski Çingene kolonilerinden birini barındırıyor. Romancı Osman Cemal Kaygılı, “Çingeneler” adlı eserinde bu semtin Çingenelerini detaylıca anlatır.

Bir zamanlar İstanbul’un en eski meyhanelerinin de bulunduğu bu yer, şimdi tamamen terkedilmiş durumda. Ne meyhane, ne müzik kalmış; her yerde bir hüzün, terk edilmişlik ve fukaralık göze çarpıyor.

Kilisenin önünden geçerek Mustafa Paşa Bostan Sokağı’na yöneliyorum. Bu sokak beni Marul Sokağı’na çıkarıyor. Ağaçlı Çeşme Sokağı ile kesiştiği noktada Ebuzer Gıfarî Türbesi yer alıyor. Kime sorsam tanımıyor türbeyi; sadece büyük bir zatın yattığını söylüyorlar. Ama bu insanlar semtin gerçek sakinleri değil. İstanbullu kalmış mı ki, böyle bir yerin ruhunu anlayabilsinler?

Şehrimiz gecekondulaşırken, ruhumuzun da gecekondulaştığını hissediyorum. Gele gele Hz. Cabir Camii’ne ulaşıyorum. Kiliseden bozma bir cami; aslında pek bir özelliği yok. Ama girişindeki camekân ve o camekândan bakan küpe çiçekleri, eski fenerleri görülmeye değer. Tam karşısında bir akar çeşme var. Ayvansaray’da çeşmelerin akmadığı yer yok!

Çeşmenin önündeki taşlar üzerinde, nerelerden geldikleri belli olan kadınlar, kilim yıkıyor. İşte böyle... Hâlâ kilim yıkanan yerler var.

Yazılarımız burada şimdilik sona eriyor. İnşallah sonbaharda devam ederiz. Allah’a emanet olun.