İstanbul'un Üsküdar ilçesinde, Boğaz’a nazır konumuyla dikkat çeken Mihrimah Sultan Camii, zarif mimarisiyle de gözleri kamaştırıyor. Mimar Sinan’ın çıraklık döneminde inşa ettiği bu cami, 1540'lı yıllarda Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan adına yaptırılmıştır. Tarih boyunca, Anadolu'dan İstanbul'a geçiş yapanların ilk karşılaştığı anıtsal yapılardan biri olma özelliği taşıyan bu yapı, aynı zamanda Üsküdar'ın silüetini de yansıtan önemli bir sembol.
Mihrimah Sultan Camii, beş kubbeli son cemaat yeri ve merkezi kubbeyi destekleyen üç yarım kubbeyle dikkat çekiyor. Yapının deniz kıyısında inşa edilmesi, klasik revaklı avlu düzeninin uygulanmasını engellemiş. Bunun yerine, şadırvanı da içine alan, ahşap örtüyle kapatılan ikinci bir son cemaat yeri yapılmış. Bu alan, hem rüzgardan koruma sağlıyor hem de yoğun cemaat için işlevsel bir alan sunuyor.
Caminin yanında yer alan 16 hücreli medrese, revaklı avlunun iki geniş kenarında hücreler ve derslik düzeniyle tasarlanmış. 1961'de onarılan bu yapı şu anda bir sağlık merkezi olarak kullanılıyor. Mihrimah Sultan Camii, sadece bir ibadet alanı değil; Osmanlı döneminde sosyal bir merkez olarak da hizmet vermiş. Çocukların eğitim alabileceği sıbyan mektepleri, şifahaneler ve çeşmeler gibi sosyal alanlarla çevrili bir külliye içinde yer alıyor.
Ramazan aylarında caminin etrafı, görsel bir şenliğe dönüşüyor. Mihrimah Sultan Camii ile Yeni Valide Sultan Camii'nin minarelerinin yanına asılan yağ kandilleri, hem yerel halkı hem de Boğaz'dan geçen gemi ve tekneleri selamlıyor. Osmanlı döneminde, camilerin etrafında oluşturulan sosyal alanlarda halk, zenginiyle fakiriyle bir araya gelerek ramazanı coşkuyla kutluyordu.