Canım Kandıra, sana gerçekten ne oldu? Bir zamanlar bağların bereketle uyanırdı. Bahçelerinde emek, sofralarında yoğurt vardı. Her evin avlusunda bir üretim yaşardı. Her hanede hayvan, her elde nasır vardı. Kadınlar sabahı çalışarak karşılar, akşamı üretirdi. Şimdi o sesler birer birer sustu.

Ahırların kapısı kapandı, ocaklar eksildi. Yem fiyatları hayvancılığın belini büktü. Köylünün hesabı artık toprağa uymuyor. Bir ineğin masrafı, umudu geçiyor. Bir keçinin yemi, kazancını eritiyor. Bir zamanlar her hanede hayvancılık yapılırken, bugün ancak tek tük insanlar direniyor.

Bu sadece ekonomik bir tablo değildir. Bu, Kandıra’nın hafızasından kopuş hikâyesidir. O çalışkan Anadolu kadını vardı ya, sabah sağım yapar, akşam tarla dönerdi. Şimdi fabrikaların servislerinde sessizce gidiyor. Tekstilden tencereye, raftan sosa savruluyor. Bölgede üretici firma sayısı bile sınırlı; saymaya kalksan, beşi zor buluyor.

Mantar tesislerinin eski bereketi kalmadı. Bir dönem umut olan üretim dağıldı. Taşınan her hane, bir hayali götürdü. Boşalan her ahır, bir kültürü bitirdi. Satılan her bağ, çocukluğu biraz eksiltti. Kandıra bugün yerinde bile sayamıyor, kendi hayat biçimini kaybediyor.

Akşamları sosyalleşmek isteyen Kandıralı çıkıyor. Ya İzmit’e, ya Sakarya’ya gidiyor. Çünkü ilçede ailece nefes alacak alan, ne yazık ki hâlâ yeterince oluşmadı. Sonra bağlar satılıyor, bahçeler elden gidiyor. Yeşilova’dan daire almak kurtuluş sanılıyor. Çocuklar fabrikalara giriyor, toprak unutuluyor.

Doğanın kalbinden monoton hayata geçiliyor. Bu tabloya kader deyip geçilmez; bu gidiş hiç hayra alamet değildir. Kandıra’nın derdi yalnız kaldırım değildir. Kandıra’nın derdi, ruhunun ihmal edilmesidir. Bir ilçeyi dernek gibi yönetemezsiniz. Halkı dinlemeden geleceği kuramazsınız.

Kandıra’nın cevabı aslında çok nettir. Karnımız tok, artık söz istiyoruz. Yapılan umut verici olsun. Çünkü Kandıra küçük görülecek yer değildir. Emeği bereketli, zekâsı kıvrak insanıdır. Elli beş bin nüfus sadece rakamdır. Asıl güç, o insanların hafızasındadır.

Kanaat önderleri susuyorsa, sebep büyüktür. Muhalefet bile ümidini kesiyorsa, düşünülmelidir. Ziyaretçi akınlarında Kandıra’nın sesi duyulmuyorsa, bu sessizlik mutlaka ciddiye alınmalıdır. Dün Kandıra’da geçirdiğim her saat huzurluydu. Oksijeni bol, insanı sıcak, toprağı diriydi. Ama gülümserken içime hüzün çöktü. Çünkü bu güzelliğe bu yalnızlık yakışmıyor.

Kandıra böyle unutulmayı hak etmiyor. Bu ilçe yalnızca yazlık yer değildir. Bu ilçe üretimin, emeğin, sabrın evidir. Kandıra’nın geleceği masalarda değil, halktadır. Kurtuluş reçetesi de çok uzakta değildir. Taşın altına herkes elini koymalıdır; belediye, esnaf, köylü, gençler buluşmalıdır.

Kadın üretici yeniden merkeze alınmalıdır. Hayvancılık desteklenmeli, yem yükü azaltılmalıdır. Köy ekonomisi yeniden ayağa kaldırılmalıdır. Sosyalleşme alanları artık göstermelik olmamalıdır. Kandıralı ilçesinde kalmaktan gurur duymalıdır. Çocuklar toprağı terk etmek zorunda kalmamalıdır. Fabrikaya gitmek tek seçenek olmamalıdır.

Kandıra yeniden üreten ilçe olabilir. Yeter ki halkıyla birlikte yönetilsin. Yeter ki dertler gerçekten dinlensin. Yeter ki bağların sesi duyulsun. Çünkü Kandıra’nın hikâyesi bitmiş değildir. Ama ders çıkarılmazsa, sonu ağırdır. Bugün ahır gider, yarın insan gider. Bugün bağ satılır, yarın hafıza gider. Bugün susan ilçe, yarın kaybolur. Kandıra hâlâ kurtarılabilir bir değerdir. Yeter ki geç kalınmadan fark edilsin. Ben rahmetli dedemden dinlediğim, Canım Kandıra’da yaşamak istiyorum. Gözlerimi bu topraklarda kapatmak istiyorum. Sizce mümkün mü? Bence mümkün. Hadi birlik olalım. Kandıra için…